Günlük

Yağmurun Cevap Vermediği Gece

Yağmur başladığında pencereyi biraz araladım. Şehrin sesi değişti. Arabalar daha uzaktan geliyor, ışıklar camın üzerinde uzuyor, tanıdık sokak başka bir yere benziyordu.

Akşam gelen bir mesajı düşündüm. Uzun, özenli, doğru kelimelerle kurulmuştu. Fakat içinde sürekli aynı görünmez talep dolaşıyordu: beni hemen anla, hemen cevapla, belirsizliği benim için kaldır. Mesajı kapattım. Cevap vermedim.

Sessizliğin bazen kabalık sanılması ilginç. İnsanlar erişebildikleri her şeyin kendilerine açık olduğunu düşünüyor. Oysa cevap bir borç değildir. Yakınlık da doğru cümleleri yan yana getirince çalışan bir formül değildir.

Bazı geceler cevap vermemek, söylenebilecek en dürüst cümledir.

Çay soğudu. Yağmur hafiflemedi. Mesaj hâlâ oradaydı, fakat aciliyeti kaybolmuştu. Zaman, talebin etrafındaki gösterişi yıkadı. Geriye yalnızca niyet kaldı. Onu da sabah yeniden düşünürüm.

Cevabın kendine ait zamanı

Bir cümlenin hızlı gelmesi, onun daha gerçek olduğu anlamına gelmiyor. Bazen anında verilen cevap yalnızca baskının biçimini taşır. Bir gece bekletilen cevap ise öfkeden, meraktan ve memnun etme zorunluluğundan ayrılır; geriye gerçekten söylenmek istenen kalır.

Ben zamanımı koruduğumda karşımdakini cezalandırmıyorum. Kendi sesimin başkasının acelesi tarafından belirlenmesini reddediyorum. Bunu anlayabilen biri sessizliği saldırı gibi görmez. Anlayamayan ise en düzgün cümlelerinin altında bile sabırsızlığını ele verir.

← Tüm günlük yazıları