Koridorun sonundaki kapı akşam boyunca aralık kaldı. İçeriden ince bir ışık çizgisi zemine uzanıyordu. Yanından birkaç kez geçtim, kapatmadım; daha fazla da açmadım.
Aralık kapılar insanlarda tuhaf bir cesaret yaratıyor. Görmedikleri odayı kendilerine verilmiş bir ihtimal sanıyorlar. Merak ile izin arasındaki farkı, yalnızca birkaç santimetrelik boşluk siliyormuş gibi davranıyorlar.
Oysa sınır tam da bunun için vardır: yaklaşabileceğin yerle geçebileceğin yeri ayırmak için. Kapının açık görünmesi, odanın sana ait olduğu anlamına gelmez. Beklemek bazen korkaklık değil, karşı tarafın karar hakkına duyulan saygıdır.
Rıza, belirsizlikten çıkarılan bir sonuç değil; açıkça verilmiş bir karardır.
Gece biterken kapıyı kapattım. Ardında ne olduğunu hâlâ yalnızca ben biliyorum. Bunu bilmek huzur verdi. Her sırrın çözülmesi gerekmiyor; bazıları sınır olarak kaldığında daha anlamlı.
Merakı yönetmek
Merak kötü değildir. Bizi kapıya kadar getiren odur. Fakat sınır tanımayan merak, karşısındakinin kapalılığını çözülmesi gereken bir bilmeceye çevirir. Saygılı merak ise cevabın “hayır” olabileceğini baştan kabul eder.
Bir sınırın önünde durabilmek, kişinin kendi arzusuyla arasına küçük bir mesafe koyabilmesidir. O mesafede seçim doğar. Kapıyı itmek kolaydır; beklemek ve yalnızca açık bir davet geldiğinde geçmek daha güçlü bir davranıştır. Ben kimin merak ettiğine değil, merakını nasıl taşıdığına bakarım.
