Günlük

Boş Koltuğun Sessizliği

Bu sabah odaya ilk giren ışık oldu. Perdenin kenarından ağır ağır ilerledi, koltuğun bir tarafını aydınlattı ve orada durdu. Koltuk boştu. Yine de oda sahipsiz görünmüyordu.

İnsanlar varlığı çoğu zaman sesle karıştırıyor. Konuşmak, görünmek, sürekli işaret vermek… Sanki geri çekilince etkileri de silinecekmiş gibi. Oysa bazı varlıklar odadan çıktıktan sonra daha net anlaşılır. Bıraktıkları düzen, dokunulmayan bir eşya veya söylenmeden hatırlanan bir cümle onları taşımaya devam eder.

Ben boşluğu doldurmak için acele etmem. Her sessizlik bir davet değildir. Her boş koltuk birini beklemiyordur. Bazen yalnızca yerin kendisine ait olduğunu hatırlatır.

Yokluk, gücün karşıtı değildir. Bazen gücün en sade biçimidir.

Kahvemi pencerenin yanında içtim. Koltuğa oturmadım. Bazı sabahlar sahip olduğun yeri kullanmamak, onu kaybetmek değil; sınırını daha net görmektir.

Bir yerin sahibi olmak

Sahiplik her an orada bulunmak değildir. Bir yerin düzenini kurduğunda, sen çıktıktan sonra bile eşyalar o ritmi taşır. Koltuğun açısı, perdenin bırakıldığı yükseklik, masadaki tek fincan… Düzen, görünmeyen bir imza gibi kalır.

Belki de bu yüzden sürekli görünme ihtiyacını güçle bağdaştıramıyorum. Gerçek ağırlık, kendini tekrar tekrar kanıtlamak zorunda kalmaz. Geri çekilebilir, kapıyı kapatabilir, sabah ışığını yalnız bırakabilir. Odaya giren kişi yine de nerede olduğunu bilir.

← Tüm günlük yazıları