Gündüz yazılan cümleler kendilerini açıklamaya çalışıyor. Gece yarısından sonra ise kelimeler yoruluyor; süslerini bırakıp oldukları hâle dönüyorlar. Bu yüzden bazı notları yalnızca herkes sustuktan sonra yazabiliyorum.
Masada açık bir defter, yanında eldivenler. Sayfa uzun süre boş kaldı. Boşluk beni rahatsız etmedi. Her düşüncenin hemen cümleye dönüşmesi gerekmiyor. Bazıları önce odada dolaşmalı, karşı duvara çarpıp geri gelmeli, gerçekten sana ait olup olmadığını göstermeli.
Bu gece aklımda tek bir soru vardı: Bir insanın söylediği şeyle yaptığı şey arasındaki mesafe ne zaman kapanır? Cevabı yazmadım. Çünkü cevabın kelimede değil, tekrarda olduğunu biliyorum. Bir kez yapılan davranış niyet olabilir. İkinci ve üçüncü kez yapılan, karaktere yaklaşır.
Gece, insanın kendine anlattığı hikâyeyi daha sessiz dinler.
Kalemi kapattım. Sayfada yalnızca tarih var. Bazen iyi bir günlük, kaydettiği şeyle değil; aceleyle kaydetmeyi reddettiği şeyle dürüst olur.
Boş sayfanın disiplini
Boş bir sayfayla kalabilmek de bir disiplin biçimi. İnsan hemen iz bırakmak, varlığını doğrulamak istiyor. Oysa bazı düşünceler yazıldıkları anda küçülür. Henüz biçimlerini bulmadan açıklanırlarsa, başkasının bakışına göre değişmeye başlarlar.
Defteri açık bırakıyorum. Sabah aynı soruya döndüğümde belki başka bir kelime bulurum. Belki hiçbir şey eklemem. Bir kararın ertelenmesi kararsızlık değildir; bazen kararın gereksiz gürültüden arınması için gereken zamandır.
